Aynı şekilde “ebedi olarak yaşama” isteği, “hiç ölmeme” isteği de insanda var hiç kuşkusuz. Ama bu “ebedi kalma” isteğinin karşılığının, bu dünyada verilmediğini görüyoruz. Her kesin başındaki ölüm ve peşindeki ecel, insanın bu esaslı isteğine kavuşmasını önlüyor. Bu ise görünüşte bir çelişkidir. Yani insanın en sıradan hayvani duyguları olan yeme, içme, şehvet… gibi duygularının istekleri cevap bulduğu halde, “ebedi yaşama” gibi insani, vicdani ve ulvi bir duygunun isteğinin karşılıksız kalması, gözümüzle gördüğümüz kainatın yaratılış yasalarına, hikmet ve akla zıt görünüyor. İşte matematiksel oran-orantı hesabı kesinliğinde, bilinenden bilinmeyene varmak şeklinde bu “ebedi yaşama” duygusunun da cevabının verildiği, têr û tatmin edildiği bir dünya, bir diyar, bir alemin varlığı akıl gözüne görünür. İşte bu “ebedi yaşama” isteğine karşı cevap olarak hazırlanan “ebedi saadet” gerçeğini ve müjdesini bütün semavi fermanlar haber verip tasdik ediyorlar. Yani insan ve kainat gerçeğinin hem yaratılış itibarı ile ve matematiksel olarak ta gerektirdiği ebedi yaşam, semavi(vahyi) mesajlarla da örtüşüyor. Bundan dolayı gönül ve akıl rahatlığıyla diyoruz ki: Evet doğrudur. Ebedi alem var. Midenin ve acıkmanın yemeği göstermesi, susuzluğun suyun varlığını bildirmesi derecesine var.